Aile ve Boşanma Süreci DanışmanlığıArabuluculuk YöntemleriBilişsel Nöropsikolojik DanışmanlığıBireysel Koçluk ve DanışmanlıkKariyer DanışmanlığıKriz Psikolojik DanışmanlığıKrize Müdahale YöntemleriKurumsal DanışmanlıkOnline DanışmanlıkTerapi Yöntemleri

Sosyal Bilimleri Açın Kitabından Seçmeler

Atlas Çözüm

1.)Disiplinlerin ayrışması ve kurumsallaşması sürecinde psikolojinin felsefeden ayrılması nasıl olmuştur?

19. yy’ın entelektüel tarihine bilginin disiplinlere ayrılması ve meslekleşmesi süreci damgasını vurmuştur. Yeni bilgi üretmek ve bilgi üretenleri yeniden üretmek üzere devamlılık gösteren kurumsal yapılar oluşturulmaya başlanmıştır. Farklı disiplinlerin kurulma sürecinin ardında yatan varsayım, sistemli araştırmanın ve gerçekliğin farklı alanlarında uzmanlaşılması gerektiği yolundaki inançtı ve gerçeklik rasyonel olarak farklı bilgi kümelerine ayrıştırıldı.

Sosyal bilim modern dünyaya ait gerçeklik hakkında ampirik olarak doğrulanan sistemli, nesnel ve dünya ile ilgili bir bilgi oluşturma gayretidir. Niyet edilen doğruyu icat etmek ya da sezgi yoluyla bulmak değil, “öğrenmek” idi. Etimolojik olarak ele alındığında felsefe de bilgi, daha doğrusu bilgi sevgisi anlamına gelir. Klasik bilim görüşü iki varsayıma dayanarak kuruldu. Birisi Newton modeli ve diğeri Kartezyen Düalizmi. Fakat daha sonra bilim her zaman her yerde doğru olan, doğanın evrensel yasalarını aramak şeklinde tanımlandı. Teknolojinin yenilikler yoluyla insan hayatına pratik yararlar sağlaması, dünyanın keşfedilebilir ve bilinebilir olmasından dolayı ilerleme bu dönemin anahtar sözcüğüydü. İlerleme sağlayabilmek için bütün baskı ve kısıtlamalardan sıyrılıp kaşif rolünü oynamak gerektiğine inanılıyordu.

Doğa bilimleri öncelikle gökyüzü mekaniğinin incelenmesinden yola çıkılarak kuruldu. Bilimle felsefe arasında fazla bir ayrım yapmıyorlardı. Bu iki dalın dünyevi gerçeği aramakta elele verdikleri düşünülüyordu. Fakat bilimin vizyonunda deneysel ve amprik çalışmalar merkezi bir yer yer tutarken, felsefe doğa bilimcilerine kayarak, gerçek hakkında a priori, deneye tabi tutulamayan önermeler geliştirmekle suçlanan teolojinin yerini alan bir dal olarak görünmeye başladı. 19.yy’a doğru bilgideki bu ayrışma iki dalın “ayrı ama eşit” oldukları yolundaki eski anlamını yitirdi. Yerini ise kesin olan bilgiyi (bilim), hayal edilen giderek hayali (bilim olmayan)olandan üstün gören bir hiyerarşiye bıraktı. 19 yy başında bilimin üstünlüğü dilde de tescil edildi. Öncelikle doğa bilimi anlamında kullanılır olmuştu. Bu olgu doğa biliminin felsefeden tamamen farklı, hatta ona karşıt olarak sosyal entelektüel meşruiyete tek başına sahip çıkma çabasının doruk noktasını oluşturuyordu.

İnsan bilimi, sanat, kültür, edebiyat ve felsefe olarak adlandırılan alternatif bilgiler değişik noktaları vurguluyor, değişik görünümler alıyor, iç tutarlılıktan yoksun görünüyor ve “pratik” yarar sağlamadaki görünür zayıflığı göz önüne alındığında, bu bilgiyle uğraşanların davalarını otoritelere kabul ettirmelerine hiç de yardımcı olmuyordu. Modern devletin kararlarını dayandırabileceği daha kesin bilgiye gereksinim duyması daha 18.yy’da yeni bazı bilgi kategorilerinin ortaya çıkmasına yol açmıştı. Üniversite bilginin yaratıldığı başlıca kurumsal yer olarak yeniden canlandı ve değişti. Teoloji fakültesi önemsizleşti (felsefe fakültesi içinde yer alan din araştırmalarıyla ilgili bir bölüme terk edildi.). Modern bilginin yapıları öncelikle felsefe fakültesinde kurulacaktı.

Bilimle felsefe arasındaki ayrışma Auguste Comte tarafından bir boşanma olarak ilan edildi. Dünyayı determinist yasalar mı yönetiyor? Yoksa bu dünyada insan yaratıcılığı ve hayal gücüne de bir yer var mı? Tartışmasının sonucu bilimin (fizik) her yerde doruğa yerleştirilmesi ve felsefenin bir çok ülkede üniversitenin giderek küçülen bir köşesine itilmesine sebep oldu. Felseficilerin yalnızca düşündükleri ve düşündükleri üzerine yazdıkları buna karşın bilimin zihnin dışına çıkmaya izin veren bir yöntem kullanarak nesnel gerçekliğin keşfini sağladığı ileri sürüldü. Bazı filozoflar faaliyetlerini bilimsel atmosferle daha uyumlu olacak şekilde tanımlayarak yanıt verdiler ( Viyana pozitivistlerinin analitik felsefesi). Bilginin bu yeni yapısı içinde filozoflar  “genelleme uzmanı” olacaklardı.

Sosyal bilimlerin ayrışması ve kurumsallaşması sürecinde psikolojinin durumu farklıydı. Psikoloji disiplini de yeni bir bilimsel biçim kazanmak üzere felsefeden ayrılmıştı. Fakat pratikte psikolojinin sosyal alandan çok tıbbi alanda yer aldığı kabul ediliyordu. İnsanların gözünde fizyolojik psikoloji (hatta kimyasal psikoloji) bilimsel bakımdan meşru kabul edilebilecek tek psikoloji olarak görülüyordu. Bu psikologların “sosyal bilim”in ötesine gidip “biyolojik” bir bilim olmayı hedeflemesi onların üniversitelerde doğa bilimleri bölümlerinde yer almasına sebep oldu. Fizyolojik psikologlar dışında toplum içinde bireyi çözümlemeye çalışan başka psikolojik teoriler de vardı. Bu sosyal psikolog denilen akademisyenler, sosyal bilim kampında kalmaya çalışıyorlardı. Ancak sosyal psikoloji kurumsal özerkliğini tam olarak kazanmayı genellikle başaramadı. Birçok durumda, bir alt disiplin olarak sosyolojiye katılarak varlığını sürdürebildi. Psikolojinin kendi içinde pozitivist olmayan Gestalt Psikolojisi gibi çeşitli ekollerinin bulunmaktadır. Güçlü ve etkili bir teori olan Freudcu Teorinin tıp pratiği içinde doğması başlangıcında skandal yaratan niteliğinin onu bir tür parya durumuna düşürmesi ve psikanalistler kurumsal yeniden üretimlerini tümüyle üniversite sisteminin dışında oluşturdukları yapılarla sağlamaya çalışması nedeniyle psikoloji sosyal bilim olarak tanımlanmada başarısız oldu.

2.)Modernleşme Teorisi nedir?

19. yy boyunca disiplinlerin ayrışması ve kurumsallaşmasının gerçekleştiği belli başlı beş yer vardı dünyada. Bunlar Büyük Britanya, Fransa, Almanya, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri. Antropoloji, Doğu ve Bölge araştırmaları v.b disiplinler, geliştirilen genellemelerin batı dışı bölgelere genelleme sorununu ortaya çıkardı. Nometetik sosyal bilimciler bunu tartışmaya başladılar. Batı ve batı dışı bölgeleri ele alan incelemeler arasındaki incelemeler bir entelektüel bir sorun doğurmuştu. Bu iki bölge ontolojik düzlemde eşit miydi, yoksa farklı mıydı? İncelemek üzere ayrı disiplinleri gerektirecek kadar farklı oldukları yolundaki varsayımı daha önceki dönemde ağır basıyordu. Peki şimdi tam tersi bir varsayımı mı bir benimsemek gerekiyordu. Batı dışı dünyanın özel bir çözümleme biçimi gerektiren hiçbir farklılığı olmadığı mı ileri sürülecekti. İdiografik tarihçiler ciddi ciddi “Afrika’nın tarihi var mı?” yoksa yalnız “ tarihsel ulusların mı tarihi var” diye soruyorlardı. Batı dışı bölgeler analitik bakımdan Batı’yla aynıdır, ama tam da değildir görüşü bu tartışmaya verilen entelektüel yanıt ve bir uzlaşmanın ürünüydü.

Modernleşme teorisi özel bir biçim alarak kendine sosyal bilim teorileştirilmesi içinde önemli bir yer edindi. Teorinin anahtar tezi, bütün ulusların/halkların//bölgelerin aynı modernleşme yolundan geçtiğini (dolayısıyla aynı olduklarını), ancak tarihin belirli bir anında ulusların/halkların/bölgelerin kendilerini bu yolun farklı aşamalarında bulduklarını (dolayısıyla tam da aynı olmadıklarını) savunuyorlardı. “Kalkınma” terimi ise, bir ülkenin evrensel modernleşme yolundaki ilerleme süreci olarak tanımlandı. Devletlerin ülkelerini kalkındarmaya siyasal olarak baş koymaları sosyal bilimcilerin yürüttükleri araştırmalara giderek artan miktarda kamu kaynağı aktarılması gerekçesiyle çeşitli sosyal bilimcilerin ortak projeler etrafında bir araya gelmelerine ve kamu otoriteleri karşısında ortak tavır almalarına yol açtı. Modernleşme Teorisinin bir özelliği batılı toplumlara da uyarlanabilmesi. Bunun için, Batı dünyasının tarihsel gelişmesini, bu dünyanın kendi modernleşmesini adım adım ve erken bir tarihte başarması olarak yorumlamak yetiyordu.

Kaynakça

  • Gulbenkian Komisyonu (2002). Sosyal Bilimleri Açın. Metis Yayıncılık
  • Dipnot: Bu yazı 2016 yılında Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü ‘Psikoloji Tarihi’ dersi kapsamında hazırlanmıştır.
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu